Emine Erciyes yoldaş 1976 yılında Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Nevşehir’de, dini etkilerin yoğun olduğu, muhafazakâr, kültür olarak dışa kapalı Türk bir ailede dünyaya geldi. Beş yaşına kadar çocukluğunu doğduğu köyde geçirdi.
Beş yaşından sonra Nevşehir merkezine taşınmak zorunda kalan Emine yoldaş o günleri kendi anlatımıyla şöyle dile getirmişti: ‘’Nevşehir’e taşındıktan sonra da köye gidişlerimiz oluyordu, ilişkilerimizi hiç kesmedik. Köyümüzü özlüyordum, huzur veren bir şeyler vardı orda, ait olduğunu hissediyorsun, köklerinin ilk orada yeşerdiğini biliyorsun çünkü ve bu hep seni çekiyor. Ben köyden beş yaşımda çıktım, şimdi gitsem belki kimse tanımaz beni, ben de belki kimseyi tanımam ama o topraktan yaratılmış olduğunu, oranın kültürünün senin kültürün olduğunu biliyorsun ve bu sende hiç silinmeyen bir yakınlık, bir çekim yaratıyor.’’ Henüz çok küçük yaşlarda bile toprağa bağlılığı, yurtseverliği insan ve toplum olmanın elzem gerekliliği olarak anlayan Emine yoldaş, Nevşehir kentinden İstanbul’a uzanan yolculuğu boyunca da bu değerlerden ve kültürel köklerinden hiçbir zaman kopmadı.
Emine Erciyes yoldaş kapitalist modernite sisteminin dayattığı yaşam ile ilk çelişkilerini okumak için gittiği İstanbul’da yaşadı. Yine aynı zamanda feodal geleneksel zihniyetin kadına layık gördüğü yaşamı da ilk defa o günlerde sorguladı. O zamanlarda bunu dile getirebilecek bir düşünce sistematiğine sahip olmadığını söylese de sistemin ona reva gördüğü geleceği öngören, bunu sorgulayan ve ‘nasıl yaşamalıyım’ sorusu ile alternatif arayan bir duruşu vardı hep. Heval Emine, devletin prototipleri olarak kurumsallaşan okulun ve ailenin ona dayattığı yaşamı sorguladığı günleri şöyle anlatmıştı: ‘’Okuduğum okul Türkiye’nin her yerinden başarılı çocukları devşirerek sisteme kadro yetiştiren modern bir devşirme ocağıydı. Okula gitmek yeni yaşama açılan bir pencereydi benim için, derler ya ‘okursun, mesleğin olur, ekonomik özgürlüğün olur.’ O yönlü bir kurtuluş kapısıydı benim için. Kadına dayatılan klasik bir yaşam seyri vardı ve ben ‘eğer okursam bundan kurtulabilirim, böyle yaşamak zorunda değilim’ diye düşünüyordum. Bizim orada kadın ve erkek arasındaki fark çok belirgindi. Kadının hiçbir hakkı yoktu, yaşamın her ayrıntısından sorumlu olmasına rağmen üstüne üstlük sürekli bir şiddete de maruz kalıyordu. Böyle bir kadın olmak istemiyordum. Kaba bir reddim yoktu ama bu yaşamdan kurtulma arayışım vardı. Okulun bana verdiği buydu, sanki bana ‘bundan kurtulabilirsin’ diyordu. Ama okumak için gittiğin İstanbul’da, kendimi o yüksek binaların içinde çaresiz bir karınca gibi hissetmiştim. Belki insan bilerek bir şeyin içine girse o kadar cesur olamaz. Nevşehir gibi bir yerden çıkıp o koca şehre doğru yol almıştım. Bilsem İstanbul öyle bir yer, gitmem belki. Bir süre gerçekten sürekli bir şeyleri anlayamama halinde yaşadım. Üniversiteyi kazanmıştım. Fakat üniversiteye başlamakla birlikte amaçlarımın sonu geldi, feodal ölçülerde olmasa da küçük burjuva ölçülerde rutin bir hayat akışı karşıma çıkmaktaydı. Üstelik şehir ortamının maneviyatı yüzeysel, çıkarcı, ahlakı zayıf ölçüleri beni çözümsüz bir çıkmaza sokuyordu. Birçok arkadaşta şehir ortamına geldiğinde onunla çabuk bütünleşme, geçmişini unutma oluyordu ama ben nereden geldiğimi, nasıl bir aileden geldiğimi biliyordum. Ondan vazgeçemiyordum ve şehirdeki bocalamam da hep bir şekilde böyle devam ediyordu. Okul okumak bir yaşam dayatıyor sana, diğer yandan Nevşehir’deki ailemin de bana dayattığı bir yaşam tarzı vardı. İşin gerçeği ben her ikisine de ait değildim. Yaşadığım manevi boşluğun yerini bir türlü bir şeylerle dolduramadım. Bu çaresizliği fark ettiğim anda aslında bende ‘ne yapmalıyım’ arayışı başladı. Çünkü yaşam bir kez eline geçiyor ve sen onu anlamlı yaşamak istiyorsun. Ve ne İstanbul’da ne de Nevşehir’de bulduğum anlam bana yetmiyordu.’’
Ne aile ortamında ne de üniversitede yaşadığı manevi boşluğa, özgür yaşam arayışlarına cevap bulamayan Emine yoldaş, üniversite okuduğu sırada Kurdistan’dan gelen Kürt öğrenciler tanıştı. İlk defa onlar aracılığıyla Önder Apo’nun adını duydu. ‘’Daha çok benim kendi yaşamımla yaşadığım çelişkileri aşma konusunda bir seçenek olarak gündemime geldi PKK’li olmak’’ diyen Emine yoldaş, Önder Apo’nun özgür yaşam ve mücadele perspektifini yaşadığı manevi boşluğun alternatifi olarak gördü. Sadece Kürtler için değil, tüm Ortadoğu ve dünya halkları için bir özgür yaşam alternatifi olarak kendini örgütleyen PKK hareketi, Emine yoldaş için de özgürlüğün çekim merkezi haline gelmişti. Devrim yolunda yürümeye karar vermiş bir Türk kadını olarak neden diğer örgütlerde değil de PKK’de yer aldığını şu kelimelerle dile getirmişti: ‘’PKK sempatizanlarını uzun zamandır tanıyordum. Onlar lisede en çok güvendiğim, benim için ideal olan insanlardı. Yaşamla çelişkilerim, arkadaşlarımda gördüğüm PKK, yine PKK’nin kendini örgüt gücüne dönüştürmüş olması, PKK’nin halklara özgürlük vaadinin gerçekçiliğini ifade ediyordu. Okulda değişik çevreler de vardı, Türk solu da vardı mesela. Türk solunda konuşmalar daha keskin ama PKK bir güç olarak kendini ispatlamış, devleti zorluyor, adımları daha sağlam geliyordu bana. Türk solunda çok ciddi bir örgütlülük yok, yaşam tarzı ile söyledikleri çok uyuşmuyor. Küçük burjuva çizgi hâkim. O zamanlar çok keskin bir tanım koyamasam da sezgisel olarak bunu fark edebiliyordum. PKK ile ilişkisi olan arkadaşların daha tutarlı olduğunu fark edebiliyordum. Türkiye devrimini geliştirme amacı da vardı, güven ve inanç kaynaklarımın gücüyle doğrunun PKK olduğu kararına vardım ve o temelde PKK’ye katıldım.’’
Emine Erciyes yoldaş Anadolu halklarımızın bağrında yetişen, Şeyh Bedrettinler’den İbrahim Kaypakkaya’lara, Mahir Çayanlar’dan Haki Karerler’e, Deniz Gezmişler’den Kemal Pirler’e uzanan köklü direniş değerlerinin mirasçısı olarak 1996 yılında Balkanlar üzerinden PKK’ye katıldı. Emine yoldaş kadınların, toplumun, halkların ve farklı inançların yaşadığı sorunları gördü, egemen zihniyet ve sisteme öfke kadar bunlara karşı mücadele tutumunu esas aldı. Devrimci, sosyalist yaşam arayışları, halkların kardeşliğine dayalı özgür ve demokratik mücadele inancı ile hakikat arayışında tüm sorularının cevabını Apocu Hareket’te buldu. Bu anlamda kadınların ve halkların özgürlüğünün Apocu felsefe ve mücadele ile mümkün olduğunu ve ancak bununla zafer kazanılabileceğini gördü. Kadının özgürlüğünü, sosyalist kişilik ve sosyalist toplum bilinci ile ele aldı, sistemin sunduğu tüm yaşam tarzlarını çok bilinçlice reddetti.
Emine yoldaş, katılımından kısa bir süre sonra 1997 yılında Önderlik sahasına geçti, Önderliği bizzat tanımanın onuruyla devrimci bir kadın olarak kendini Zîlan çizgisinde yeniden yapılandırma kararını aldı. Önderlik sahası sürecinde Önder Apo’nun derinleştirdiği kadın özgürlük çalışmalarının bizzat içinde yer aldı ve öncülük sorumluluğunu üstlendi. ‘’Kopuş Teorisi’’ ve ‘’Kadın Kurtuluş İdeolojisi’’ gibi stratejik adımların gelişim süreçlerinde yer alan Emine arkadaş, bu temelde cins bilincine dayalı özgür kadın kimliğini kendinde yaratmanın ideolojik mücadelesine girişti. Kadın özgürlüğü için ciddi tarihsel adımların atıldığı dönemde Önder Apo’nun en yakınında yer aldı, duruşu, arayışı ve katılımıyla Önder Apo’ya bu temelde ilham kaynağı oldu. Önder Apo’nun ‘’Kadınların ulusu yoktur’’ tespiti Emine yoldaşın devrimci yaşama coşkulu katılımı temelinde ortaya konuldu ve yüksek bir düzeyde derinleşmiş olan kadın çözümlemeleri bu yönüyle daha çok kuvvet kazandı. Aynı zamanda Rêber Apo, Emine arkadaşın şahsında Türk ve Türkmen halklarının özgürlük arayışına değindi ve şu belirlemelerde bulundu: ‘’PKK’ye ilgi duyan Türk erkeğinden ziyade Türk kızları oluyor. Özellikle de halka ve Türkmenliğe yakın kızlar. Bu da güzel bir gelişmedir, çok zayıf da olsa Türk halk kimliğindeki özgürlük arayışı onları PKK’ye çekiyor. Sen ‘Nevşehir’den sadece faşist değil aynı zamanda iyi bir özgürlük militanı kız da çıkar’ diyorsun. Bu en güzel gelişmedir, bunun çarpıcı bir ifadesi ol. Yüzyılların Türk ve Türkmen halkının gerçeği de bunu ister.’’ Önder Apo bu değerlendirmeleri ile Emine arkadaşın Parti’ye katılımını ve saflardaki yerini ne kadar önemsediğini gösterdi ve bunu her seferinde Emine arkadaşa da hissettirdi. Emine yoldaş da bu misyonun farkındalığıyla her zaman Önderlik ile hakikat yoldaşlığına bağlı kaldı. Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve özgürlük mücadelesine Önder Apo ile aynı perspektiften bakıyor olması onu Önder Apo’nun güçlü bir yoldaşı haline getirdi. Tüm kadınlara büyük değer biçen Rêber Apo, Emine yoldaştaki özgürleşme potansiyelini önemsedi ve Emine yoldaşı güçlü eğitti. Gördüğü kapsamlı eğitim sonrasında Önderliğimiz bir süre daha kalarak yoğunlaşmasını ve bir Türkiyeli devrimci olarak birçok seçenek üzerinden devrimci mücadeleye katılabileceğini belirtse de, Emine yoldaş devrimciliğin esasta Kurdistan dağlarında bir gerilla olarak mücadeleye katılmakla mümkün olacağını belirtti ve ısrarlı önerisi temelinde gerilla alanlarına geçerek mücadeleye en ön saflarda katıldı.
Önderliğimizin ‘’Ulus, ortak zihniyettir’’ tanımlamasından oldukça etkilenen Emine yoldaş: ‘’Bir demokratik ulus üyesi olarak buradayım. Bu halkla bütünleşmişim ve kendimi hiçbir şekilde farklı görmüyorsam aslında gerçekten zihniyet olarak bütünlük var. Yaşadığım yaşam, yaşadığım zorluklar, sistemle çelişkilerim beni Kürtlerle daha ortak bir zihniyette bütünleşmeye getirdi. Onun için diğer farklılıklar çok fazla anlam ifade etmiyor’’ dedi. Heval Emine bu anlayış düzeyi ve duruşu ile 1998 baharından şehadete ulaştığı an’a kadar Kurdistanlı yoldaşlarıyla birlikte Kurdistan coğrafyasında soluksuz bir mücadelenin sahibi oldu.
Hakikat aşkına adanmış bir yaşamın devrimciliğini ve komutanlığını en üst düzeyde ortaya koydu. Emine Erciyes yoldaş, Önderliğimizin ilk yoldaşları ve mücadelemizin ölümsüz öncüleri Haki Karer ve Kemal Pirler’in mirasının izinde, Erciyes dağlarından Kurdistan dağlarına dek halkların kardeşliğinin amansız bir takipçisi, devrimcisi, özgür ülke ve özgür yaşam inşacısıydı. Kurdistan’ın Zagros dağlarında savaşçı olarak başladığı mücadelede adım adım gelişen, güçlenen, çelikleşen, çekirdekten yetişen büyük bir komutan oldu. Başta Zagros Sahası olmak üzere Medya Savunma Alanları’nın neredeyse tamamında görev yürüttü. Gerillacılık yaptığı zaman aralığını kendisi için bir dönüm noktası olarak ele alan Emine yoldaş, o süreçlerde kazandığı yaşam ve savaş tecrübelerini şu satırlarla ifade etmişti: ‘’Zagroslar bana çok şey kattı ve kazandırdı. Zirvelerinde geçirdiğim günleri hayattan kazandığım günler olarak görüyorum. Zagros bana beni aşmaya zorlayan alan oldu. Yetersizliklerimi tüm acımasızlığıyla yüzüme vurdu, kof gururumu kırdı. Başarmanın en zor olduğu alanlardan biriydi. Girişken olmam önündeki bireyciliklerimi ve tabularımı kırdı. Kendine güven gücü ve inisiyatif kazandırdı. Yoldaş yaşamının sorumluluğunu almanın hassasiyetiyle bireysel önceliklerimi yıktı. Şimdi Zagroslar benim için bir zaman aralığını ifade ediyor. Defalarca geçtiğim patikalarında, zirvelerinde, vadilerinde daha önce buraları paylaştığımız birçok yoldaşın anısı benimle gidip geldi. Yaşanan şehadetler yaşamın, özgürlüğün ve yoldaşlığın anlamını, kıymetini defalarca yeniden karşıma çıkardı. Onlar şahsında Parti’yi daha çok kendime ve kendimi de Parti’ye ait buldum. Partililik görevlerimi en çok onlar şahsında buldum. Şimdi yaşamın anlamı ve amacı benim için onlar uğruna yaşamaktır.’’
Ölümsüz komutanımız Emine Erciyes, ideolojik – örgütsel ölçülerin geliştirilmesinde, yoldaşlarının bilinçlendirilmesinde önemli bir emek sahibi oldu. Başta Şehîd Bêrîtan Özgür Kadın Akademimiz olmak üzere Apollo Akademileri’nde eğitim gören yoldaşlarının eğitimine büyük katkılar sundu. Devrimci yaşamının devamında PAJK Yürütme ve Koordinasyon Üyeliği görevlerini üstlendi. Kadın gerilla gücünün ideolojik perspektifini belirleyen ve örgütlenmesinde yol göstericiliği yapan birçok görevin sorumluluğunu üstlendi. Her görevde tüm yoldaşlarının ve özellikle de kadın yoldaşlarının büyük sevgi ve saygısını kazandı. Kesintisiz bir yürüyüşün sahibi olan Emine Erciyes yoldaş 2016 – 2020 yıllarında YJA Star Merkez Karargâh Komutanlığımızın bir üyesi olarak üstlendiği görev kapsamında tüm özgürlükçü dünya kadınlarına ilham ışığı olan Özgür Kadın Ordumuz’un tarihi sorumluluğunu yaptı. Düşmanın gerillayı tasfiye etme amaçlı geliştirdiği saldırılar karşısında gerillanın yenilmezliği ve başarısını ortaya koyan yeniden yapılanma çalışmalarında en aktif ve etkili bir biçimde yer aldı. Bu çalışmalarda büyük bir emeğin ve başarının sahibi oldu. Kadın yoldaşlarının ideolojik eğitiminden savaşa katılımına kadar sorumluluk üstlendi ve bu sorumluluğunu ciddiyetle beraber büyük bir coşkuyla yerine getirdi. Büyük bir sevgi ve inançla yoldaşlarının güvenini kazandı, yaşamda ve savaşta örnek oldu. Gerillanın yeniden yapılanma sürecinin gelişimine öncülük etme, dönem taktiklerini geliştirmede, teknik alanda profesyonel gelişimi sağlama, devrimci operasyonlar kapsamında eylemsel süreçleri hazırlama ve koordine etmede emek ve çabaları ile hamle süreçlerine damgasını vurdu.
Emine Erciyes yoldaş Türkiyeli bir kadın devrimci olarak Türkiye halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin gelişiminde de büyük emek ve çaba sahibi oldu. O sosyalizmin, sosyalist yaşamın herkes için, tüm halklar için en soylu insanlık değeri olduğuna her zaman inandı. Nitekim bu kapsamda HBDH (Halkların Birleşik Devrim Hareketi) ve KBDH (Kadınların Birleşik Devrim Hareketi) çalışmalarının örgütlenmesinde, gelişiminde, ilerletilmesinde, başarıya taşınmasında sorumluluk üstlendi ve önemli rol oynadı. Kendi kişiliğinde somut temsilini yaptığı halkların kardeşliği, enternasyonalizm ve kadın özgürlükçülüğünü örgütlemede, ezilen tüm kesimleri bu kutsal mücadeleye çekmede de etkili ve anlamlı emeği oldu. Mücadelesi boyunca izlediği yol, kadın özgürlük arayışı olan ve halkların kardeşçe birliğine inanan, bunun için çabalayan herkes için bir yol haritası değerine ulaştı.
Değerli komutanımız Emine yoldaşı Kurdistan dağlarında yürüten öz güç yüreğindeki sevgi duygusu, sevgi bağlarıydı. O Önderliği sevdi, Kurdistan coğrafyasını sevdi, Kürtlerin kavgasını yürekten sevdi, Kurdistanlı kadınlar ile sevgi bağlarını hep güçlü tuttu. ‘’Sevgi benim için hayatın anlamı ve amacıdır. İçime sığdırabildiğim sevginin bana doğru yol ve yöntemi göstereceğine inanıyorum. İnsanlarla sevgiyi paylaşmakta ise az veya çok sevgiden ziyade, her insanın farklı bir sevgi rengiyle sevilebileceğine inanıyorum, yani farklılık kadar sevgide adalet de önemlidir’’ cümlelerinde de belirttiği gibi, o yüreğindeki sevgiyi herkese eşit paylaştırmaktan hiç geri durmadı. Çünkü Emine yoldaş duygusu, düşüncesi ve engin yüreğiyle tam bir sosyalistti.
Emine yoldaş ‘’sevgiden sanat doğar’’ esprisiyle kültür sanat alanında da fark yaratan çalışmalar yürüttü. Özgür insan ruhunun derinliğini ve güzelliğini kişiliğinde yakalayan Emine yoldaş, kapitalist modernitenin yozlaştırdığı kültür – sanat alanını da arındırma ve gerçek özüyle buluşturma temelinde sanatsal çalışmalarını sürdürdü. Gerilla koşullarının tüm zorluklarına rağmen, her an ve her mekânda mutlaka sanatsal bir iz bıraktı. Çok yönlü, renkli kişiliği ve yetenekleri ile sinemadan tiyatroya, müzikten şiire kadar kültür ve sanatın devrimci gelişimine bizzat katkıları oldu ve ardında eşsiz eserler bıraktı. Şehîd Halil Dağ yoldaşımızın yönetmenliğini yaptığı ‘’Dema Jin Hez Bike’’ filminde ‘’Kulîlk’’ karakteri ile başrolde oynadı ve bu film Kurdistanlı birçok genç kadın ve erkeğin ilgisini özgürlük dağlarına çekerek onların saflara katılımına vesile oldu. Lise ve üniversite yıllarında da amatör tiyatroculuk yapan Emine yoldaş, bu yeteneğini Kurdistan dağlarında daha da geliştirdi. Koşulların çok zorlu olduğu alanlarda dahi, Önderliğimizin savunmalarından esinlenerek birçok tiyatro yazdı ve birçok karaktere kendi oyunculuğuyla can verdi. Şiirler yazdı, Kurdistan dağlarındaki her yürüyüşünde yüreğindeki coşku seliyle yüksek sesle şarkılar söyledi. Emine yoldaşın yüreğindeki özgürlük türküsü, dağların, çiçeklerin ve kuşların tınısıyla bütünleşip özgür kadın hakikati haline geldi. ‘’Müziksiz yaşam olmaz, insanın içinde hep bir müzik akıyor. Zaten Önderlik de PKK’yi tanımlarken, ‘PKK türkülü bir yürüyüştür’ dedi, içimde sürekli akan bir müzik var’’ diyen Emine yoldaş, özgürlük mücadelesini en güzel melodi olarak yaşamının ritmi haline getirdi. O verdiği mücadeleyi adeta bir türkü tadında geliştirdi. Gerçek askerliğin soğuk suratlar ardında taşlaşmış kalplerin değil, yüreği sevgiyle dolan, güler yüzlü, halkına gerçek sadakatle bağlanmış kişilerin işi olduğunu gösterdi. Emine yoldaşın şahsında temsil ettiği güzide komutanlık pratiği gerillacılığın ve Özgür Kadın Ordu komutanlığının ceberut devlet ordularından ve askerlerinden farkını ortaya koydu.
Bu yönleriyle ‘’komple devrimcilik’’ tanımını kendi yaşamında somutlaştıran Heval Emine, Kurdistan dağlarında alın teriyle, emek ile örülen, hakkı verilen devrimci bir yürüyüşün sahibi oldu. Her zaman en zor koşulların militanlığını, en zor dönemlerin komutanlığını üstlendi. Sosyalist bilinçle yoğrulan devrimcilikle, fedakarlıkla, her türlü engelin ve zorluğun üzerine cesaretle, devrimci netlik, keskinlik ve irade ile yürüdü. El attığı her çalışmada üstün gelişme ve başarı sağladı. Pozitif enerjisi ile her zaman yoldaşlarının güç ve moral kaynağı olmak kadar, küçük büyük demeden her türlü sorunun çözüm gücü ve dili olmada sergilediği emek ile de hepimizde derin izler bıraktı. Tüm yoldaşlarına karşı yüksek bir sorumluluk ve duyarlılık ile yaklaştı, tamamlayıcı yönleri ile tüm yoldaşlarının en zor anında sığındıkları bir dağ gibi durdu. Eğitici yönleri ile şehit düştüğü an’a kadar da bulunduğu her yerde özgür kadın ölçülerini, sosyalist yaşam ilkelerini ve gerillacılık disiplinini hâkim kıldı.
Emine yoldaş her zaman hayatın sırrını Kurdistan dağlarında bulduğunu söyledi ve bu dağlarda kendi yaşamına kattığı anlamı şöyle dile getirdi: ‘’Hakikat arayışçıları yaşamın anlamına ulaştıklarında aslında ölümün kendileri için artık çok da önemli olmadığını hissederler. Çünkü sen aradığın yaşamı bulmuşsundur. Benim de aradığım yaşam buradadır, istediğimiz gibi kuruyor ve yürütüyoruz. Sistemle bir mücadele vermek gerektiğini hissediyorsun ve mücadele de ediyorsun. Bu, yaşamın anlamıdır. Bu anlamı bulduktan sonra ölümüne verilen bu savaşın keskinliği de eskisi kadar zorlamıyor seni, daha güçlü mücadele etmek, daha ön cephede olmak, daha çok savaşmak için yarış halinde oluyorsun. Çünkü savaşmak için çok fazla gerekçen var. O gittikçe büyüyor ve sen bunu tutamıyorsun. Ben İstanbul’da ya da Nevşehir’de bulamadığım yaşam anlamını, Kurdistan dağlarında buldum ve her hakikat arayışçısında olduğu gibi, bu anlama ulaştığım anda artık ölümü bile yaşamın bir gerçeği olarak anladım ve bu yolun yürüyüşçüsü olmaktan hiçbir zaman pişmanlık duymadım.’’
20 Nisan 2020 tarihinde işgalci Türk ordusunun gerçekleştirdiği saldırı sonucunda yaşanan şehadeti biz yoldaşları için tarifi imkânsız bir acı yarattı. Komutan Emine’nin yol arkadaşları ve savaşçıları olarak ondan öğrendiklerimizin yılmaz savunucusu olacağımıza söz veriyoruz. Sosyalist ve komünalist yaşam değerlerini en çok da Emine Erciyes gibi yoldaşlarımızın anısına bağlılığın bir gereği olarak koruyacağımızı, halkların birlikteliğini ve demokratik ulusu muhakkak gerçekleştirerek amaçlarını başaracağımızı belirtiyoruz.
Kültürel soykırım kıskacındaki Kürt halkı ve erkek egemen sistemin cenderesinde can çekişen kadınların özgürlüğü için büyük bedeller verip, emekleri ve katılımlarıyla büyük değerler yaratan her üç Apocu fedai militan ve öncü kadın yoldaşımızı saygı, sevgi ve minnetle anıyor, anılarına bağlılık sözümüzü yineliyoruz. Yoldaşlarımızın değerli aileleri başta olmak üzere yurtsever Kurdistan ve Türkiye halklarına, özgürlük mücadelesi veren tüm kadınlara tekrardan başsağlığı diliyoruz. Onlar devrim bayrağını, büyük zorlukları göğüsleme pahasına bugünlere dek taşıdı. Onuruyla ve insani değerlere saygı temelinde yaşamak isteyen her fert bu bayrağın özgürlük hedefine ulaştırılması görevi ile yükümlüdür. Bizler de YJA Star ve HPG komuta ve savaşçı yapısı olarak yoldaşlarımızın anısını zaferle taçlandıracağımızın ve bu uğurda gerekli olan hiçbir bedelden geri durmayacağımızın sözünü bu vesileyle bir kez daha yineliyoruz.
8 Eylül 2025
HPG Basın İrtibat Merkezi





