Gulan arkadaşı değerlendirirken onun gerek mücadelesi gerekse de tarihte ezilenlere egemenler tarafından dayatılan komplo gerçeğini de ele almak zorundayız. Çünkü biz Gulan arkadaşın bir bütün kişiliğini, mücadele içerisindeki konumunu, duruşunu değerlendirirken bunu çok somut olarak görüyoruz.
Duyuyor musun? 36 direniş abidesinin melodisi çınlıyor Sürküt yamacında!
Bugün gibi hatırlıyorum. 1997 yılı Mart’ı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü bütün yoldaşlarla birlikte Kürdistan dağlarında kutluyoruz. Öyle bir dönem ki cemre düşmüş toprağa, havaya ve suya.
Dağların doruklarında yükselen mücadele, her ulustan destan olacak yürüyüşlere mührünü basmıştır. PKK’nin ilk grubu Kürt ve Türk gençlerinden oluşuyordu. Bu nedenle PKK halkların birliğinin adı olmuştur. Tüm halkları kucaklamaktadır. Mücadelesinin başından itibaren bu bir gerçeklik olarak açığa çıkar ve bugüne kadar da bir gelenek gibi sürmektedir.
Tekoşer Qoser yoldaş evin tek erkek çocuğu olarak doğup büyüdüğü Qoser (Kızıltepe) çevresinde bu nedenden ileri geliyor olacak ki biraz rahat yetişmişti. Ailesi onu yitirmemek için elindeki kısıtlı tüm olanakları sunmuştu. Özellikle babası parti örgütlülüğünden uzak tutmaya çok çabalıyordu ama Kızıltepe gibi bir yerde bunu yapması son derece zordu.
2010 yılında Ovacık alanında çalışma yürütüyorduk, alan gücüydük. Esas aldığımız keşif, eylem gibi askeri çalışmalardı. Çünkü o dönem eylem dönemiydi. Keşif çalışmaları kapsamında Ovacık’ın Karadere bölgesindeydik. Bu köylülerin oraya yönelik bir adlandırmasıdır. Gündüz hareket etmemeye çalışırdık. Ama suyumuz bitmişti.
“Devrimin suyu çok arıdır, ufak bir toz düştü mü gözükür. Devrimin suyunda bulanıklık olmaz. Neysen o kadar gözükürsün, o açıdan kişinin ne yaptığı devrim aynasında netçe görülecektir.”
Sarıya, kırmızıya, yeşile hasret hayallerin,bu hayallerini not ettiğin yüreğin kadar sıcak defterin ve bir de gülüşün kaldı bizde. Şimdi yüreğimiz öyle ağır,şimdi düşmana olan öfkemiz öylesine bilenmişken ne demeli ki ardından. Ne demeli de anlatmalı seni yoldaşlara. Seni Dersim’in çilekeş köylülerine, seni Trakya’nın, seni Karadeniz’in, seni Çukurova’nın, Ege’nin analarına, oğullarına, kızlarına…
“Botan’a, Gabar alanına geçiyorum. Kuzeye geçmek için önerilerim çok oldu. Gitmeyi istemem sadece savaşa katılmak için değil ama Önderliğin üzerindeki koşullar ve halkın
sergilediği direniş karşısında bir cevap olmak ve üzerime düşen rolü ve görevi yerine getirmektir. Bir diğer yandan kuzeye gitmek sürekli bir hayalimdi.








